Cuma akşamı ND'de yine kızlar partisi vardı... Kızlar partisi çünkü ND'nin eşi hem geç katıldı hem de yemekten sonra bilgisayarına çekilip bizi yalnız bıraktığı için olay her zaman otomatik olarak kızlar partisine dönüşüyor. Her neyse... O gece 1 büyük little caesars pizzası söyledik, 1 tane de bedava olduğu için 2 büyük pizzamız olmuş oldu... :))) MD sağolsun (ND'nin eşi) iskeletten hallice olduğundan 2 dilim pizza yedi!!! EE zaten iskelet, haplarla kilo almış bir insan olarak 2 dilim yedi, ŞE zaten dikkat ediyor ama tabii yine bir nebze daha cesaretli 2,5 dilim yedi... Eeee? :))) Geriye kalanları ND ile bendeniz yemiş oluyoruz... Bütün pizza dilimlerini hallettikten sonra yaptığımız hesapla aklımız şaştı. Çünkü ben 5 o da 4,5 dilim yemiş oluyoruz ki bu da pizzalar tam 8 dilim kesildiyse... :))) ND buna "manda şifalığı" dedi. Bence çok güzel uyuyor... Üstelik hepsi nefis kenarlıydı... Üstelik kenarların çoğunu ben yedim... :)))) Bu yüzden artık sıkı diyetteyim duyurulur. Sigarayı bıraktıktan sonra yeme potansiyelim 3 katına çıktığı için aldığım tüm kiloları verip üzerine de 2 kilo vereceğim... Allah yardımcım olsun. :)))
Not: Ama Little Caesars da çok güzel pizza yapıyor yaaa... Hem Akdeniz!Akdeniz!, hem de Caesars!Caesars! çok çok çok lezzetli... Yemeyen varsa hemen yemeli. :)))
Sıradan bir kadının yaşamı, gitiği yerler, günlük düşünceleri, hayata bakışı, rahatsız oldukları, mutlu oldukları, çevresindeki insanlar, merak ettikleri, ilgilendikleri vs. vs. vs.
7 Mayıs 2007 Pazartesi
5 Mayıs 2007 Cumartesi
Günün Sözü...
"Öğrencilerim, çocuklarımız, sevgi içinde, erdemi, höşgörüyü, içtenliği, açıkyürekliliği inançla yüceltsinler isterim. İnsana saygı, her türlü yapmacığı, cıkarcılığı, iki yüzlü buyurganlığı kovsun. Gönlümde üstüne titreyerek büyüttüğüm umut bu."Akşit Göktürk
(İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünün efsane hocası, benim de 1 sene de olsa dersini alma şansına sahip olduğum olağanüstü insan, 1988'de de vefat etmiştir zaten)
Mutlaka ama mutlaka incelemeli!!!
http://www.soykirimgercekleri.info/... Hepimizin iyice anlaması ve hazmetmesi gereken bilgiler. Aman dikkatle inceleyelim...
Tebdil-i mekanda ferahlık vardır...
Bu sabah erkenden (C.tesi sabahı için erken diyelim) kalktım, annem sağolsun çay yapıp bana kahvaltı hazırlamasa kendimi 9'da sokağa atacaktım ama 9,5'u buldu... Nedeni ise ZB'nin yarın taşınıyor olması. Bugün tüm arkadaşları onun evine gidip eşya topladık. Ben, tabii, taşınma konusunda oldukça deneyimli olduğumdan evdeki mutfak eşyalarının hakkından geldim. Sonra onun diğer arkadaşları geldi, toparlanmış evde börek yedik, çay içtik. Karmaşık hisler içinde, ZB'yi gözledim... Çok güçlü ve çok ayaktaydı. Ben o kadar değildim kendi evimden ilk taşındığımda. Oldukça zavallı bir görünümüm vardı diyebilirim hatta. Tüm yaşananlar bir rüya gibi geliyordu bana. Sonra yeni evine gittik, öylesine şirin, öylesine güzel olmuş ki. Çok mutlu olduk. Harika annesine bakıp ikisini de çok takdir ettim, bu kadar düzgün insanlar tanıdığım için de çok mutlu oldum... Çevremde ne kadar güzel insanlar var ve ne kadar şanslıyım bu konuda... Helal olsun bana! :))
4 Mayıs 2007 Cuma
HG'nin kareleri...
Bu fotoğrafın da bende özel bir yeri var. Çünkü bunu çekerken ben de HG'nin yanındaydım. MH'nin grubu Arwen'in fotoğraf çekimlerini yapıyorduk. Burası da Kapalı Çarşı'daki (benim çok çok sevdiğim) Zincirli Han'ın 2. kat merdivenleri. Bu ışık, bu doku, orası İstanbul'un bence en güzel köşelerinden biri. O gün de ne kadar eğlenmiş, ne kadar da güzel fotoğraflar çekmiştik. Önce Yıldız Parkı'nın yanındaki yokuşta fotoğraf çekmiş sonra karşıya geçip boğazda çekimler yapmış sonra yine, bu kez vapurla karşıya geçip Kapalı Çarşı'da da fotoğraf çekmiştik. Anımsadığım güzel günlerden birine ait de bir anı yani bu fotoğraf aynı zamanda...
Başlıksız...
Gece yatıyorum... Ne kadar da şanslıyım... Yattığım yerden bembeyaz bir tabak gibi dolunay görünüyor... Gözlerim kapanmasın diye uğraşıyorum... Olmuyor. Belirsiz bir saatte uyanıyorum... Dolunay daha sağa ve yukarı doğru hareket etmiş... Artık penceremin ortalarında bir yerde. Bunun tam olarak ne yöne bir hareket olduğunu çözmeye çalışıyorum. Güney batıya galiba diye hesaplayıp yine uykuya teslim oluyorum... Yine bilemediğim bir saatte uyanıyorum. Hep aynı şekilde yatmama ve ne rüya gördüğümü anımsayamamama şaşarken yine dolunaya bakıyorum... Daha da sağa ve daha da yukarı hareket etmiş yani daha güney batıya (mı acaba?). O kadar güzel ki.... Artık pencerenin iyice sağına ve yukarısına ilerlemiş. Bir kez daha uyandığımda onu orada bulamayacağıma üzülüyorum. Bir gayretle kafamı doğrultuyorum, bakıyorum ışıkları denizin üzerine yansımış. Tanrıya bu güzelliği bana yaşattığı için teşekkür ediyorum. Dünyada kaç kişi benim şu yaşadığımı yaşamaktadır, yaşamıştır diye düşünürken bir kez daha uykuya teslim oluyorum... Bir sonra uyandığımda Alfie filmi için Mick Jagger'ın bestelediği "Old Habbits Die Hard" adlı parça çalıyor. Bu benim telefonumun alarm müziği. Her sabah saat 6 civarı bu şarkının başlangıç bölümlerini duyuyorum. Hiç bıkmıyorum. Hava aydınlanmış, dolunay artık gökyüzü ile neredeyse aynı renk. Lenslerimi takmadan seçmekte zorlanıyorum. Zorla kendimi yataktan atıp, duşa hareket ediyorum. Sular bedenimden dökülürken, yaşamak aslında ne kadar da güzel şey, yıllarca bu detayları göremeden kendimi nasıl da kahretmişim diye kendime (hayıflanmıyorum) gülüyorum...
Güzel bir Mayıs gününe kendimi bırakıyorum...
Güzel bir Mayıs gününe kendimi bırakıyorum...
2 Mayıs 2007 Çarşamba
30 Nisan 2007 Pazartesi
27 Nisan 2007 Cuma
Sigarayı bırakmak...
Ruyan (Elektronik Sigara) için çalışma yaparken sigarayı bırakmakla ilgili de araştırma yapıyordum (haliyle) ve ekşi sözlük'te aşağıdaki girişi okudum. Çok hoşuma gitti ve tabii ki (tabii ki dememin nedenini beni tanıyanlar bilir) gözlerim doldu. :) Girişi yapanın iznini alamadım ama buraya koyuyorum, eminim o da kızmayacaktır...
"babam otuz beş yıllık sigara tiryakisiydi. fosur fosur içerdi ve hatta bazı akşamlar oturma odasına gaz maskesi ile girmek zorunda kalırdık. kül tablasında yanan birden fazla sigara artığı görmek, muhtar çakmağından beş dakikada bir çıkan o mayhoş ateş sesini duymak artık rutin şeylerdi bizim için.yine böyle dumanlı kof bir akşam üstü oturma odasında pineklerken babamla şöyle bir diyalog geçti aramızda:-ne anlıyorsun sen bu boktan?-anlamadım?-kaç sene oldu bu tiryakilik sende?-30 seneyi geçti herhalde...-bıraksan iyi olmaz mı?-valla zor oğlum bu saatten sonra...alışkanlık olmuş bi kere-ama baba bak sağlık, sıhhat, mutluluk...-geç boşver bunları...o anda bir sessizlik oldu. kafamdan kırk tilki geçti ve nasıl olduysa doğru hayvanın kuyruğundan yakalayıp vurucu bir nokta bulabildim:-torunların baba...-ha?-torunların diyorum...-ne olmuş onlara?-her şeyi geçtim bari onları düşün. torunların şimdi üç beş yaşında. onların mezuniyet törenlerinde alkış tutmak, düğünlerinde halay çekmek, bayram ziyaretlerinde nasıl da büyüdüğünü görmek istemez misin?-eee isterim tabii...-o zaman söndür şu elindeki vicdansızı...torun kokusunu daha iyi içine çekebilmek için, çocuklarımızın seni daha çok öpebilmesi, "dedeciğim" diye boynuna sarılabilmesi için at o elindekini artık...gene bir sessizlik kapladı ortalığı. yaklaşık otuz saniyelik bir duraklamadan sonra yarısı yanık sigarayı kül tablasına götürdü babam. titrek elinin ucundan kıvılcımlar çıktı. ve ardından pakette kalmış dört sigara daha kül tablasına boyunları kırık olarak ulaştı. ve o günden bu yana dört ay geçti, babam hala sigaraya elini sürmedi...ve o akşam mutluluk içinde ben, yan odaya geçtim. çıkıp balkona yıldızları izledim. garip bir zafer sarhoşluğuyla elim gitti gömlek cebine. yaktım cigaramı üfürdüm dumanı havaya, keyfim yerine geldi... (ehehe)"
"babam otuz beş yıllık sigara tiryakisiydi. fosur fosur içerdi ve hatta bazı akşamlar oturma odasına gaz maskesi ile girmek zorunda kalırdık. kül tablasında yanan birden fazla sigara artığı görmek, muhtar çakmağından beş dakikada bir çıkan o mayhoş ateş sesini duymak artık rutin şeylerdi bizim için.yine böyle dumanlı kof bir akşam üstü oturma odasında pineklerken babamla şöyle bir diyalog geçti aramızda:-ne anlıyorsun sen bu boktan?-anlamadım?-kaç sene oldu bu tiryakilik sende?-30 seneyi geçti herhalde...-bıraksan iyi olmaz mı?-valla zor oğlum bu saatten sonra...alışkanlık olmuş bi kere-ama baba bak sağlık, sıhhat, mutluluk...-geç boşver bunları...o anda bir sessizlik oldu. kafamdan kırk tilki geçti ve nasıl olduysa doğru hayvanın kuyruğundan yakalayıp vurucu bir nokta bulabildim:-torunların baba...-ha?-torunların diyorum...-ne olmuş onlara?-her şeyi geçtim bari onları düşün. torunların şimdi üç beş yaşında. onların mezuniyet törenlerinde alkış tutmak, düğünlerinde halay çekmek, bayram ziyaretlerinde nasıl da büyüdüğünü görmek istemez misin?-eee isterim tabii...-o zaman söndür şu elindeki vicdansızı...torun kokusunu daha iyi içine çekebilmek için, çocuklarımızın seni daha çok öpebilmesi, "dedeciğim" diye boynuna sarılabilmesi için at o elindekini artık...gene bir sessizlik kapladı ortalığı. yaklaşık otuz saniyelik bir duraklamadan sonra yarısı yanık sigarayı kül tablasına götürdü babam. titrek elinin ucundan kıvılcımlar çıktı. ve ardından pakette kalmış dört sigara daha kül tablasına boyunları kırık olarak ulaştı. ve o günden bu yana dört ay geçti, babam hala sigaraya elini sürmedi...ve o akşam mutluluk içinde ben, yan odaya geçtim. çıkıp balkona yıldızları izledim. garip bir zafer sarhoşluğuyla elim gitti gömlek cebine. yaktım cigaramı üfürdüm dumanı havaya, keyfim yerine geldi... (ehehe)"
26 Nisan 2007 Perşembe
HG'nin kareleri...
25 Nisan 2007 Çarşamba
Londra'nın Pubları...
Malum Londra'nın pubları meşhur... Bu tatilde MH ile birlikte birçok pub keşfettik, bir çok bira içtik... :)) Böyle söyleyince de kopuk sefahat insanlarıymışız gibi bir imaj olmasın lütfen. Bu kırk yılda bir olan birşey malum. :) Burada Londra'nın meşhur taksilerinden bir tanesi de kareye girmiş, hem de kırmızı olanı. Çok şekerler... :)
Memlekete geri döndüm...
Başka bir ülkeye gidişin en güzel yanı memlekete dönüş oluyor genelde de, bu kez öyle olmadı. 4 gün hiç yetmedi. Ama MH sağolsun bana açık bilet verdiği için (mecazi anlamda tabii) istediğim zaman yine gidebilirim. :))
.jpg)
Bu fotoğraf MH'nin evinin balkonundan manzara. Ev Thames nehrinin küçük bir parçacığının içinde. Minik bir liman diyebiliriz. Tekneleri de insanlar ev niyetine kullanıyorlar.
.jpg)
Bu da nehrin üzerindeki köprüden eve doğru bakış... Sağda ortadaki bina MH'nin oturduğu apartman. Önünde de tahtadan bir teras var. Oturanlar Pazar günü orada piknik yapıyorlardı. Hava da çok güzeldi. Süper bir yer yani...
.jpg)
Bu fotoğraf MH'nin evinin balkonundan manzara. Ev Thames nehrinin küçük bir parçacığının içinde. Minik bir liman diyebiliriz. Tekneleri de insanlar ev niyetine kullanıyorlar.
.jpg)
Bu da nehrin üzerindeki köprüden eve doğru bakış... Sağda ortadaki bina MH'nin oturduğu apartman. Önünde de tahtadan bir teras var. Oturanlar Pazar günü orada piknik yapıyorlardı. Hava da çok güzeldi. Süper bir yer yani...
18 Nisan 2007 Çarşamba
17 Nisan 2007 Salı
Arzum Cumhuriyet Mitinginde...
Sevgili kardeşim CB'nin harika kızı Arzum'un Cumhuriyet Mitingi'ndeki bu görüntüsünü buraya koymak istedim... Bir kaç gündür yazılanları okudukça yıllardır söyleye söyleye kendim de kendimden bıktığım "İran'da da böyle olmuş" cümlesi aklıma geliyor... Çığırtkanlık yaptım diye kendimi suçlayacağım neredeyse... Ne yapabilirdik de neyi eksik yaptık? İşimizle gücümüzle uğraşırken vatan elden mi gitti? Mustafa Kemal bize bakıp utanıyor mudur bizden diye üzülüyorum... Bilmiyorum... Ne desem artık bilmiyorum... Ne söylesem boş boş konuşuyormuşum gibi geliyor... Bu konu kontrolümüzden çıktı gidiyor. Allah hakkımızda hayırlısı versin diyebiliyorum ancak. :((
16 Nisan 2007 Pazartesi
1001dilek.com
www.1001dilek.com adresine girip bir çocuğun dileğini gerçekleştirebiliriz. Deniz Feneri Derneğinin bir aktivitesi. Bence süper...
13 Nisan 2007 Cuma
Kısa Kısa 13 Nisan 2007
Bugün 13. gün ve Cuma... Bu meşhur mit ile ilgili bir çok açıklama var. ZÜ'nün bana yılbaşı hediyesi olarak aldığı "Cadı Ajandası'nda (ki ben onu günün önemli 3 olayını yazdığım bir günlük olarak kullanıyorum) güzel bir açıklama vardı. Onu akşam buraya yazacağım...
Öğlen ZÜ ile Ortaköy'de Safir'de yemek yedik. Güzel bir yemekti. Ruyan'ın verdiği elektronik puro'yu da içtim. Süper bir alet. Sigarayı bıraktığımdan beri içimde oluşan eziklik hissini çok iyi bastırıyor. Sigarası da daha da güzel üstelik...
İçimdeki sıkıntı hala geçmiş değil. Ama Londra'ya gidince geçecek bence... :)
Yapı Kredi Sigorta ile kavga ettim. Bana ulaşamamışlar!!! Uzay çağında bana ulaşamamış olmalarını kabul etmekte çok zorlanıyorum. Üstelik cep telefonum kendilerinde olduğun halde! Bütün finans kuruluşları ile aram kötü, anlaşamıyoruz kendileri ile. Ben müşteri ilişkilerinden onların anladığından çok farklı bir şey anlıyorum bence...
Öğlen ZÜ ile Ortaköy'de Safir'de yemek yedik. Güzel bir yemekti. Ruyan'ın verdiği elektronik puro'yu da içtim. Süper bir alet. Sigarayı bıraktığımdan beri içimde oluşan eziklik hissini çok iyi bastırıyor. Sigarası da daha da güzel üstelik...
İçimdeki sıkıntı hala geçmiş değil. Ama Londra'ya gidince geçecek bence... :)
Yapı Kredi Sigorta ile kavga ettim. Bana ulaşamamışlar!!! Uzay çağında bana ulaşamamış olmalarını kabul etmekte çok zorlanıyorum. Üstelik cep telefonum kendilerinde olduğun halde! Bütün finans kuruluşları ile aram kötü, anlaşamıyoruz kendileri ile. Ben müşteri ilişkilerinden onların anladığından çok farklı bir şey anlıyorum bence...
12 Nisan 2007 Perşembe
1 hafta kaldı...
Biletimi aldım... Advantage Card puanlarımla bedavaya hem de. :))) Vizemi de aldım... 1 hafta sonra yarın sabah 08:05'te kalkacak uçakla ver elini Londra... MH (sağolsun) konser, müzikal biletlerini aldı, beni bekliyor... Çok mutluyum. Son senelerin en güzel 23 Nisan tatili olacak... Londra hayatımın 2 yılını geçirdiğim için bende ayrı bir yeri olan bir şehir. Ve de Nisan sonu çok güzeldir... :)) Resimdeki Camden Town. Benim en sevdiğim yerlerden biridir. Burası aslında açık pazar gibi bir yer. Her tür ıvır zıvır bulunur. Pubları güzeldir. Haa, bir de hala bir çok punk vardır. Güzel bir yer yani... Yine dönünce daha aktüel bilgiler yazarım. Ne de olsa 4 yıl oldu en son gittiğimden bu yana...
8 Nisan 2007 Pazar
Yüksek Sadakat ve Salsanat...
Cuma akşamı EE ile Yüksek Sadakat'i dinlemeye gittik. Yüksek Sadakat [utanarak söylüyorum] benim adını hep duyduğum ama çok geç keşfettiğim bir grup ve son dönemde Gripin ile birlikte favorilerim arasında girdiler. Hele de "Aklımın iplerini saldım" muhteşem, derin sözleri ile çok sevdiğim bir parça... Kafile, Döneceksin diye söz ver gibi başka çok başarılı parçalar da var. Parçaların hepsi grubun bas gitaristi Kutlu Özmakineci'nin, hem sözleri hem de müzikleri. O kadar alçakgönüllü tavırları var ki, helal olsun diyor insan. Grubun sahnesi de çok iyi, elektrikleri çok olumlu. Sonuçta çok çok beğendik ve çok mutlu olduk Cuma akşamı. Buraya koyduğum fotoğrafı ben çekmedim ne yazık ki. O gece fotoğraf makinemi yanıma almayı unutmuşum!? Bu fotoğraf web sitelerinden. www.yukseksadakat.com, ayrıca myspace'deki sayfaları da güzel. Bu arada Salsanat'da iyi mekan. www.salsanat.com. Çok beğendim, çok düzgün. Hemen YKB Kültür Merkezi'nin karşısında.
3 Nisan 2007 Salı
HG'nin kareleri...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)
.jpg)

