... Bugün AG'nın doğum günü... İyi doğdun kardeşim...
... Yeşim Salkım ile İlker İnanoğlu'nun evliliğinden çok ama çok sıkıldım, gerçekten...
... Bizim Arzu Mantı (çoğu zaman öğlen yemek söylediğimiz yer) neden yemek söyleyince 2 saat sonra getiriyor yahu? Yemekleri bu kadar güzelken servisin bu kadar yavaş olmasına gıcık oluyorum...
... Sabahları poaça aldığımız Aysu Börek'in poaçaları gerçekten ama gerçekten olağanüstü, hele de ev poaçası... EE'nin (küçük olanın) annesinin yaptığı kurabiyeler de çok güzel bu arada, çoktandır yapmadı bak hatırlatayım :))
... Geçen akşam vapur o kadar salladı ki, nasıl batmadık hala şaşıyorum. Vapurda herkes 3 kulüvallah 1 elham okuyordu. Çok matraktı yemin ederim.
... Bugün Penguen'de Yiğit Özgür her zamanki gibi süper... Söylüyorum bak, şuraya yazıyorum alacağım onu... :))) Hazır hatırlamışken geçen haftaki kapak da süperdi, helal olsun diyorum kendilerine.
... Mahsun Kırmızıgül, Justin Timberlake'e benziyormuş... Buna nasıl bir yorum yapayım ki, yorum yok diyebiliyorum sadece yani!!!
Sıradan bir kadının yaşamı, gitiği yerler, günlük düşünceleri, hayata bakışı, rahatsız oldukları, mutlu oldukları, çevresindeki insanlar, merak ettikleri, ilgilendikleri vs. vs. vs.
31 Ocak 2007 Çarşamba
Günün Sözü...
Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti.
Şimdi; okumanın, hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli oldugunu biliyorum."
Abraham Lincoln
Şimdi; okumanın, hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli oldugunu biliyorum."
Abraham Lincoln
30 Ocak 2007 Salı
Günün Sözü...
"Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen herşeyle, onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır.“
Stephen Covey
Stephen Covey
26 Ocak 2007 Cuma
Günün Aktivitesi...
Bugün EE ve EE ile :) Jazz Cafe'ye Dan da da Dan'ı dinlemeye gidiyoruz. 22:00'da başlıyor... EE gecikmezse (küçük olan) orada olacağız. Ben bu grubu uzun zamandır dinlemek istiyordum... Bakalım nasıllar yarın veririm raporunu... Bu arada ajansta çok acaip bir gün bugün... Çok yoğun... BS ajanstan ayrıldı ama memnunuz çünkü Grey'e geçti. P.tesi başlıyor... Bugün de bizi ziyarete geldi, mutluydu... Onu mutlu gördük biz de mutlu olduk...
25 Ocak 2007 Perşembe
Kısa Kısa 25 Ocak 2007
... Gülben Ergen'in Atlas bebeğinden ve maceralarından, nasıl doğum yaptığından içime fenalık geldi. Allah bağışlasın da yani, yetti gayri!..
... Cafe Marmara Starbuck's olacakmış diye bir söylenti çıkmış, yetmedi mi Amerikalılaştığımız anlamıyorum ki... Cafe Marmara da dursun, ne olur sanki... Para hırsımızla dünya güzeli ahşap konaklarımızı yakıp, yıkıp apartman yaptık, güzelim Türkçemizi Amerikanca yaptık, mutfağımızı, komşulukları, yazlık sinemaları herşeyi, masumiyetimizi yitirdik yetmedi kahvelerimiz de Starbuck's, Gloria Jean olsun...
... Armağan Çağlayan kimdir yahu? Buna mantıklı bir cevabı olan bir Allahın kulu çıkar mı acaba, merak ediyorum...
... Karısını cayır cayır yakan adam 3 ay sonra çıkmış hapisten... Kafamıza eseni yakmak için ne güzel cesaretlendiriyorlar vallahi bizi, helal olsun!..
... Hrant Dink'i öldürmeye çocukcağızı azmettiren adamın yüz ifadesine bakınca, cehennemden direkt buraya görevli gelmiş bir ruh görüyorum... Allah ıslah etsin... Bir de Orhan Pamuk'a takmış kafayı... Biz ne zaman farklı fikirlere karşı bu kadar hoşgörüsüz, hatta fanatik olduk? Herşeyi Kurtlar Vadisi'ne bağlamak da bir yere kadar...
... Cafe Marmara Starbuck's olacakmış diye bir söylenti çıkmış, yetmedi mi Amerikalılaştığımız anlamıyorum ki... Cafe Marmara da dursun, ne olur sanki... Para hırsımızla dünya güzeli ahşap konaklarımızı yakıp, yıkıp apartman yaptık, güzelim Türkçemizi Amerikanca yaptık, mutfağımızı, komşulukları, yazlık sinemaları herşeyi, masumiyetimizi yitirdik yetmedi kahvelerimiz de Starbuck's, Gloria Jean olsun...
... Armağan Çağlayan kimdir yahu? Buna mantıklı bir cevabı olan bir Allahın kulu çıkar mı acaba, merak ediyorum...
... Karısını cayır cayır yakan adam 3 ay sonra çıkmış hapisten... Kafamıza eseni yakmak için ne güzel cesaretlendiriyorlar vallahi bizi, helal olsun!..
... Hrant Dink'i öldürmeye çocukcağızı azmettiren adamın yüz ifadesine bakınca, cehennemden direkt buraya görevli gelmiş bir ruh görüyorum... Allah ıslah etsin... Bir de Orhan Pamuk'a takmış kafayı... Biz ne zaman farklı fikirlere karşı bu kadar hoşgörüsüz, hatta fanatik olduk? Herşeyi Kurtlar Vadisi'ne bağlamak da bir yere kadar...
House Başladı!...
Bizim evden manzara...
Bizim evden görünen manzara, bu aralar, o kadar olağanüstü ki, dünyada olağanüstü şeyler olacakmış gibi geliyor bana. Ben, güzel şeyler olacak diye beklerken, üstüste kayıp haberleri geliyor ama... Yine de içimdeki ümidi engelleyemiyorum. Geçen gece, resimde görünen manzara, kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi bir degrade ve sonunda gece mavisi bir gökyüzü ve hilal... Allah biliyor ya, ben kar falan yağmamasından şikayetçi değilim. Biliyorum çok bencilce ve çok zararlı bir şey bu söylediğim... Ama havalar çok güzel gidiyor yahu! :)))24 Ocak 2007 Çarşamba
İsmail Cem de gitti...
Biliyorum bekleniyordu... Ama yine de içim yandı... Bana göre güzel bir insandı... Bu dünyayı güzelleştirebilecek, bu ülkeye iyi şeyler yapabilecek bir insan... Son seçimlerden önce olan saçma sapan olaylar olmasaydı, o başbakan olsaydı, neler olurdu? Hiç bir zaman bilemeyeceğiz... Onun adına sevindim... Kendi adıma üzüldüm...
Onun ardından 1995'de kendi yazdığı "Veda" diye bir şiiri var, onu buraya koymak istedim. O kadar güzel anlatıyor ki her şeyi... Hürriyet'in web sitesinde var. Allah razı olsun, yoksa 2 saat arardım herhalde...
Veda
Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarak
Sessizce ayrılmalıyım
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.
Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.
Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.
Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
'Buna da şükür' demeliyim
İşte sevgili dostlar
Ben böyle veda etmeliyim
Onun ardından 1995'de kendi yazdığı "Veda" diye bir şiiri var, onu buraya koymak istedim. O kadar güzel anlatıyor ki her şeyi... Hürriyet'in web sitesinde var. Allah razı olsun, yoksa 2 saat arardım herhalde...
Veda
Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarak
Sessizce ayrılmalıyım
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.
Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.
Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.
Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
'Buna da şükür' demeliyim
İşte sevgili dostlar
Ben böyle veda etmeliyim
21 Ocak 2007 Pazar
ES geri döndü...
Sevgili arkadaşımız askerliğini bitirdi. Geri geldi... Anıtkabir'de rehber olarak yaptıkları ailesini, tüm arkadaşlarını o kadar mutlu etti, gururlandırdı ki, zaten aklını, fikrini, yaratıcılığını, insanlığını sevdiğimiz arkadaşımıza tam da bunu yakıştırırdık... Dünyanın farklı yerlerinden gelen misafirlere Ata'mızı, Kurtuluş Savaşı'nı, bu ülkenin nasıl, ne gibi bir mücadele ile kurulduğunu anlattı 5,5 ay boyunca... Fransızca, İtalyanca, İngilizce olarak yaptı bunu... Helal olsun ona.... Her neyse... Dün arkadaşlarımızla ona bir hoşgeldin yemeği yaptık... Fotoğrafta bizim ekip... Çok güzel bir kaç saat geçirdik. ES'nin henüz yeniden eski hayatına dönmüş olmanın verdiği şaşkınlığı üzerinden atamamış olmasının sersemliğine ve AG'nin her zamanki çılgın askerlik hikayelerine bol bol güldük. :))) Ayıptır söylemesi bol rakı içtik, çöp şiş, kaburga ve künefe yedik... EE her zamanki gibi en son geldi... :) Assolisttir kendisi malum...
Bekir Çoşkun - 27 Eylül 2005 - Ermeni Meselem
Hrant Dink'in öldürülmesi düşünen, gören, anlayan insanların, hepimizin; içini, bağrını yaktı, kül etti. Sadece bir insan öldüğü için üzülmek değil bu, sevdiğimiz bir insan öldüğü için üzülmek de değil dostluğun, barışın, sevginin, anlayışın, özgür düşüncenin de bağrına saplanan bir kurşuna üzülmek... Uğur Mumcu'ya, Ahmet Taner Kışlalı'ya üzülmek... Annemize babamıza, anneannemize, dedemize, kardeşimize, eşimize üzülmek...
Bekir Coşkun'un aşağıdaki yazısı bu meseleye o kadar güzel yaklaşıyor ki okumayanlar okusun, okuyanlar anımsasın istedim...
Ermeni Meselem
BENİM bir milyon Ermeni’nin ne olduğu konusuyla ilgili bilgim yok.
Benim bir tek Ermenim var.
(.....)
Annemiz öldükten sonra devlet memuru olan babam, atının arkasına beni ve kız kardeşimi alıp anneannemize götürdü. Urfa’ya yakın Tülmen’in bağları içindeki o büyük evde anneannemiz bizi çok sevdi.
Çocukluk anıları silinmiş olsa bile, onun bize çok özen gösterdiğini bilirim.
Anneannemiz o büyük evdeki teyzelerime, öbür kadınlara benzemezdi.
Uzun boyu, incecik bedeni, sarı saçları, çakır gözleri vardı.
Adı Ümmühan’dı.
Bütün aile ona saygı duyar, bütün aile onu severdi. Ona danışılır, görüşü alınırdı. Özellikle sert yapılı, otoriter ve çok okumuş babamın ona duyduğu güven ve saygı dikkatimi çekerdi.
Biz büyüdük.
Büyüdükçe onun asıl anneannemiz olmadığını, anneannemizin öldüğünü, onun sonradan oraya geldiğini öğrendik.
O bir Ermeni kızıydı.
Gerçek anneannemiz öldükten sonra dedem onu Fırat Havzası içinden Suriye’ye sevk edilen (tehcir), yer yer yok olan Ermeni kafileleri içinden alıp evlenmişti.
Dedem, teyzelerim, yengelerim, kısaca herkes onu sevmiş, ailenin en büyüğü saymışlardı.
(.....)
Biraz büyüdükten ve gerçeği öğrendikten sonra anneannemizin gözlerindeki o hüznü daha iyi anlamıştım.
Dimdik duran o güzel kadının, zaman zaman niye boynunu büktüğünü, beni ve küçük kız kardeşimi severken kimi zaman niçin gözlerinin buğulandığını, yüzünde asla gizleyemediği o kırgınlığı artık görmüştüm.
(.....)
İşte benim Ermeni meselem.
Ermenilere neler yapıldığını, bu tartışmaların artık ne anlama geldiğini, gerçeğin ne olduğunu bilemem.
Ama anneannemizi, genç bir kızken kimin yurdundan-yuvasından ayırdığını bilmek isterim.
Gizlemek zorunda kaldığı acıları, belli etmek istemediği hasreti ve belki de her gece hepimizden sakladığı gözyaşları ile onu kimin-kimlerin bir sonsuz sürgüne mahkûm ettiğinin hesabını sormak isterim.
Bir milyonu bilemem, benim bir Ermenim var.
Çok sevdiğim o hüzünlü kadın.
Benim Ermenim.
Bekir Coşkun'un aşağıdaki yazısı bu meseleye o kadar güzel yaklaşıyor ki okumayanlar okusun, okuyanlar anımsasın istedim...
Ermeni Meselem
BENİM bir milyon Ermeni’nin ne olduğu konusuyla ilgili bilgim yok.
Benim bir tek Ermenim var.
(.....)
Annemiz öldükten sonra devlet memuru olan babam, atının arkasına beni ve kız kardeşimi alıp anneannemize götürdü. Urfa’ya yakın Tülmen’in bağları içindeki o büyük evde anneannemiz bizi çok sevdi.
Çocukluk anıları silinmiş olsa bile, onun bize çok özen gösterdiğini bilirim.
Anneannemiz o büyük evdeki teyzelerime, öbür kadınlara benzemezdi.
Uzun boyu, incecik bedeni, sarı saçları, çakır gözleri vardı.
Adı Ümmühan’dı.
Bütün aile ona saygı duyar, bütün aile onu severdi. Ona danışılır, görüşü alınırdı. Özellikle sert yapılı, otoriter ve çok okumuş babamın ona duyduğu güven ve saygı dikkatimi çekerdi.
Biz büyüdük.
Büyüdükçe onun asıl anneannemiz olmadığını, anneannemizin öldüğünü, onun sonradan oraya geldiğini öğrendik.
O bir Ermeni kızıydı.
Gerçek anneannemiz öldükten sonra dedem onu Fırat Havzası içinden Suriye’ye sevk edilen (tehcir), yer yer yok olan Ermeni kafileleri içinden alıp evlenmişti.
Dedem, teyzelerim, yengelerim, kısaca herkes onu sevmiş, ailenin en büyüğü saymışlardı.
(.....)
Biraz büyüdükten ve gerçeği öğrendikten sonra anneannemizin gözlerindeki o hüznü daha iyi anlamıştım.
Dimdik duran o güzel kadının, zaman zaman niye boynunu büktüğünü, beni ve küçük kız kardeşimi severken kimi zaman niçin gözlerinin buğulandığını, yüzünde asla gizleyemediği o kırgınlığı artık görmüştüm.
(.....)
İşte benim Ermeni meselem.
Ermenilere neler yapıldığını, bu tartışmaların artık ne anlama geldiğini, gerçeğin ne olduğunu bilemem.
Ama anneannemizi, genç bir kızken kimin yurdundan-yuvasından ayırdığını bilmek isterim.
Gizlemek zorunda kaldığı acıları, belli etmek istemediği hasreti ve belki de her gece hepimizden sakladığı gözyaşları ile onu kimin-kimlerin bir sonsuz sürgüne mahkûm ettiğinin hesabını sormak isterim.
Bir milyonu bilemem, benim bir Ermenim var.
Çok sevdiğim o hüzünlü kadın.
Benim Ermenim.
16 Ocak 2007 Salı
Pek Kısa 16 Ocak 2007
Bazen her şey insanın üzerine gelir ya... Hani ters, üzücü haberler peşpeşe gelir... Ama, Çetin Altan'ın dediği gibi, enseyi karartmamak gerek... Su yolunu bulur nasıl olsa... Her gecenin bir sabahı vardır kızım derdi anneanneciğim. O hesap...
Cellistanbul...
Dün akşam klasik Pazartesi gecelerimizi evin dışına taşıma kararımız sonucu (aslında karardan çok EE'nin yoğun çabaları ile oldu tabii ki) Jazz Cafe'ye gidip Cellistanbul'u dinledik. (http://www.cellistanbul.info/) Son zamanlarda geçirdiğim en güzel akşamdı. Jazz Cafe bilmeyenler için Beyoğlu'nda Hayal Kahvesi ve Line'ın sokağına girince ilk sağ sokakta. Cellistanbul ise bir Çello dörtlüsü ve tek kelime ile mükemmeller. Zaten web sitelerinde biyografilerini inceleyince insanın koltukları kabarıyor. Aynı zamanda değerli sanatçılarımızın nasıl popüler medyamızda esamesinin bile okunmadığı konusunda bir kez daha sinir oluyor... Neyse, mekanda fiyatlar da gayet uygun... Bir sonrakine herkesi toparlayıp götürmeyi düşünüyorum. :)) Haa, bir de ondan önce Bambi'de acılı dürüm yedik süperdi ama en süperi Nar+Portakal karışımı. Herkese tavsiye ederim mükemmel bir şey...
13 Ocak 2007 Cumartesi
Eagles...
Eagles benim dünyada en çok sevdiğim müzik gruplarından biri. Web sitelerine bakıyordum (http://www.eaglesband.com) 9 albüm ve 2 de bonus parça olan bir koleksiyoner seti var. 115 USD. Benim için fazlasıyla almaya değer. Bunun için biraz para biriktirmek gerekecek... :) Sadece "Hotel California" ile bilinen grubun aslında herkesin çok da iyi bilmediği o kadar olağanüstü parçaları var ki. Hatta Hotel California aslında kurulduktan bayağı sonra yaptıkları bir parça. '76 yılındaki aynı adlı albümlerinin de açılış parçası. Bu albüm, her biri birbirinden muhteşem parçalarla dolu, grubun gerçek bir olgunluk albümü denilebilir. Özellikle New Kid in Town, Life in the Fast Lane ve Wasted Time benim çok ama çok sevdiğim parçalar. '79'da yaptıkları "The Long Run" albümünün 3. parçası In the City ve 6. parçası Heartache Tonight da benim için Eagles ilk 10 arasında. 94'teki "Hell Freezes Over" 80'deki "Eagles Live"dan sonraki ilk albüm. 14 yıllık bir aradan sonra çıkan bu albüm her açıdan olağanüstü. Adının Hell Freezes Over olmasının da nedenini söyleyeyim belki bilmeyenler vardır: 80'de ayrılırken "bir daha bir araya gelecek misiniz" diye soran bir gazeteciye "cehennem donduğu zaman" diyen (bu ingilizcede hiç bir zaman olmayacak şeyler için kullanılan bir deyim) grubun muhteşem davulcusu ve vokali Don Henley'dir. 94'te de yeniden bir araya geldiklerindeki albümün adı da bu yüzden "Hell Freezes Over" yani "Cehennem Donuyor"dur ki bu da beni mest eden ayrıntılardan biri. (Aslında cehennem donuyor iyi bir çeviri değil, "cehennem dondu işte" falan gibi açıklasak aynı etkiyi biraz olsun verebilir belki) İtiraf edeyim Amerikan Country tarzı ne kadar katlanılmazsa Eagles'ın country rock tarzı da benim açımdan o kadar muhteşem... Çelişkilerle dolu bir insanım!!! :)
Günün Çiçeği
Bugünün çiçeği fulya. Karşıdan, EE ve ŞD'nin yanından gelirken bir çingene bayandan satın aldım. Kendisi 2,5 liraya veririm deyince bende elindeki demetin hepsini verecek sandım. Acele ile çantamdan 2,5 lira çıkardım, baktım incecik bir demet verdi. Çok güldüm kendi saflığıma ama yine de çok güzeller. Çok da güzel kokuyorlar. Bence papatyalar ve fulyalar dünyanın kesinlikle en güzel çiçekleri...
12 Ocak 2007 Cuma
Kısa Kısa 12 Ocak 2007
Evet, verdiğimiz uzun ara için özür dileriz. Malum işler... Çok yoğun bir haftayı daha geride bıraktığımız bu Cuma akşamını güle oynaya karşılıyoruz. Ne de olsa çalışan insanın en sevdiği günün en sevdiği saatindeyiz...
Bu hafta bol sis, bol trafik, bol toplantı, bol akşam yemeği geçti gitti. Her akşam bir arkadaşımla buluşarak çok sosyal, dışarlıklı ve popüler bir insan olduğumu?!!! kanıtlamış oldum dosta düşmana... Bu akşam da ayrıca eve gitmeyerek hatta ve hatta gece de gitmeyerek olaya son noktamızı koyuyoruz.
Çarşamba akşamı MH ile görüştük, vedalaştık. Hatta 4 peynirli makarna bile yedik. Perşembe İngiltere'ye yollandı. Şu anda da ses verdi, gayet iyiymiş, evi de çok güzelmiş. Her şey çok iyi olacak inşallah onun adına...
Perşembe (yani dün akşam oluyor) HG ve EH ile (EB idi eskiden) yemek yedik, bol dertleştik, muhabbet ettik. Daha sık görüşmek üzere ayrıldık. Sonra eve tam 5 vesaitle gittim. Ama eğlendim, güzeldi yolculuk. :)
Bu arada bu hafta ajanstaki bir müşterimiz için küçük bir anket hazırladık, eşe dosta dağıttık, o kadar çok geri dönüş oldu ki, ne kadar duyarlı insanlarmış çevremdeki herkes, çok ama çok mutlu oldum. Hele annem anketör gibi çalıştı. Çok tatlısın annem sen!
Bu akşam EE ve ŞD ile birlikte EE'nin yaptığı allaha emanet mercimek çorbası ve tanımlanamaz mezeyi bol ekmek eşliğinde yiyerek, anlattığı ama benim hiç anlamadığım tatlıyı da üstüne götürerek ve de Hatırla Sevgili'yi seyrederek bol kadınsal muhabbet yapacağız diye heyecanlı bir planımız var. Güzel olacak... Yanlış anlaşılmasın yalnız, en manasız malzemelerle, en saçma sapan şeyleri yapıp gayet de lezzetli şeyler ortaya koyabilen bir insandır kendisi. Haksızlık etmeyeyim yani.
Yarından itibaren vergi iadesi için fiş yazma olayına konsantre olacağım. Bu işten hiç hazzetmediğimiz malum. Ama sonunda gelire bir katkı olduğundan hepimiz yazıyoruz. Devlet eliyle işkencenin en güzel yöntemleri güzel ülkemizde, Allah için çok iyi biliyorlar bu işi...
Haftasonu çok ama çok sıkı davul çalışmam gerekecek. Kendimi psikolojik olarak hazırlıyorum...
Bu hafta bol sis, bol trafik, bol toplantı, bol akşam yemeği geçti gitti. Her akşam bir arkadaşımla buluşarak çok sosyal, dışarlıklı ve popüler bir insan olduğumu?!!! kanıtlamış oldum dosta düşmana... Bu akşam da ayrıca eve gitmeyerek hatta ve hatta gece de gitmeyerek olaya son noktamızı koyuyoruz.
Çarşamba akşamı MH ile görüştük, vedalaştık. Hatta 4 peynirli makarna bile yedik. Perşembe İngiltere'ye yollandı. Şu anda da ses verdi, gayet iyiymiş, evi de çok güzelmiş. Her şey çok iyi olacak inşallah onun adına...
Perşembe (yani dün akşam oluyor) HG ve EH ile (EB idi eskiden) yemek yedik, bol dertleştik, muhabbet ettik. Daha sık görüşmek üzere ayrıldık. Sonra eve tam 5 vesaitle gittim. Ama eğlendim, güzeldi yolculuk. :)
Bu arada bu hafta ajanstaki bir müşterimiz için küçük bir anket hazırladık, eşe dosta dağıttık, o kadar çok geri dönüş oldu ki, ne kadar duyarlı insanlarmış çevremdeki herkes, çok ama çok mutlu oldum. Hele annem anketör gibi çalıştı. Çok tatlısın annem sen!
Bu akşam EE ve ŞD ile birlikte EE'nin yaptığı allaha emanet mercimek çorbası ve tanımlanamaz mezeyi bol ekmek eşliğinde yiyerek, anlattığı ama benim hiç anlamadığım tatlıyı da üstüne götürerek ve de Hatırla Sevgili'yi seyrederek bol kadınsal muhabbet yapacağız diye heyecanlı bir planımız var. Güzel olacak... Yanlış anlaşılmasın yalnız, en manasız malzemelerle, en saçma sapan şeyleri yapıp gayet de lezzetli şeyler ortaya koyabilen bir insandır kendisi. Haksızlık etmeyeyim yani.
Yarından itibaren vergi iadesi için fiş yazma olayına konsantre olacağım. Bu işten hiç hazzetmediğimiz malum. Ama sonunda gelire bir katkı olduğundan hepimiz yazıyoruz. Devlet eliyle işkencenin en güzel yöntemleri güzel ülkemizde, Allah için çok iyi biliyorlar bu işi...
Haftasonu çok ama çok sıkı davul çalışmam gerekecek. Kendimi psikolojik olarak hazırlıyorum...
11 Ocak 2007 Perşembe
Cinsel... (Yılmaz Özdil'i sevdiğimi söylemiş miydim?)
22 Kasım 2006 Sabah'taki yazısı
Seçme yaşına gelmeden, babası yaşında adamlarla evlendiriyorlar kızları...
Adı üstünde "reşit değil."
Ehliyet vermiyorsun...
Trafiğe sokmuyorsun...
Ama gerdeğe sokuyorsun.
Beşikten sözlü.
İlkokulda nişanlı.
30 yaşında torun sahibi olan var.
14'ünde evlen, 15'inde doğur...
Doğurduğunu 14'ünde evlendirsinler...
15'inde doğursun.
Al sana, 30'unda anneanne.
45'inde nine.
Parayı bastırıp... Torunu yaşında kız çocuklarını şehvetle koynuna alan sapık moruğa, "damat" deniyor bu ülkede.
Sonra diyorlar ki, "Türkiye nasıl olur da, çocuklara karşı cinsel suçlarda dünya birincisi olur?"
Ya nerede olacaktı?
Elalemin "suç" saydığı...
Bizde olmuş "örf, adet."
Bu insanlık ayıbıyla mücadele etmeden, çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarla mücadele edemez Türkiye.
Çünkü sorun, adli değil. Ahlaki.
Açın gazeteleri, televizyonları...
İki tane viagra atıp, evini terkeden andropozlular, kahraman.
Kocasını aldatan, kocasını aldattığı adamı da bıyıkları terlememiş oğlanla aldatan, devrimci. "Yılın annesi" aynı zamanda.
Saçını Mohikan tarzında kestiren ve böğürme performansıyla normalde "heyete girmesi" gereken bir arkadaşa, "üste para veriyorlar" stüdyoya girsin diye.
Kaynana ev almış, röportaj için.
"Şehit anası" ilan etmişti kendini.
İşi psikopata bağlayıp, suratında bardak kırma tarifesi, bin dolar.
Hasta çocuğunun ameliyatı için patrona verme tarifesi, 150 bin dolar. Nakit.
Öğretmen, dansöz olmaya çalışıyor.
En çok "esemes" alan, gelin oluyor.
Kulağını kafasına yapıştıran, kıymete bindi, zam yaptılar.
Pantolon indiren transfer patlattı.
Pezolar jüri.
Kıç, baş olmuş kardeşim...
Baş da kıç.
Sorun, adli değil.
Köküne dinamit koyuyorlar milletin.
Seçme yaşına gelmeden, babası yaşında adamlarla evlendiriyorlar kızları...
Adı üstünde "reşit değil."
Ehliyet vermiyorsun...
Trafiğe sokmuyorsun...
Ama gerdeğe sokuyorsun.
Beşikten sözlü.
İlkokulda nişanlı.
30 yaşında torun sahibi olan var.
14'ünde evlen, 15'inde doğur...
Doğurduğunu 14'ünde evlendirsinler...
15'inde doğursun.
Al sana, 30'unda anneanne.
45'inde nine.
Parayı bastırıp... Torunu yaşında kız çocuklarını şehvetle koynuna alan sapık moruğa, "damat" deniyor bu ülkede.
Sonra diyorlar ki, "Türkiye nasıl olur da, çocuklara karşı cinsel suçlarda dünya birincisi olur?"
Ya nerede olacaktı?
Elalemin "suç" saydığı...
Bizde olmuş "örf, adet."
Bu insanlık ayıbıyla mücadele etmeden, çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarla mücadele edemez Türkiye.
Çünkü sorun, adli değil. Ahlaki.
Açın gazeteleri, televizyonları...
İki tane viagra atıp, evini terkeden andropozlular, kahraman.
Kocasını aldatan, kocasını aldattığı adamı da bıyıkları terlememiş oğlanla aldatan, devrimci. "Yılın annesi" aynı zamanda.
Saçını Mohikan tarzında kestiren ve böğürme performansıyla normalde "heyete girmesi" gereken bir arkadaşa, "üste para veriyorlar" stüdyoya girsin diye.
Kaynana ev almış, röportaj için.
"Şehit anası" ilan etmişti kendini.
İşi psikopata bağlayıp, suratında bardak kırma tarifesi, bin dolar.
Hasta çocuğunun ameliyatı için patrona verme tarifesi, 150 bin dolar. Nakit.
Öğretmen, dansöz olmaya çalışıyor.
En çok "esemes" alan, gelin oluyor.
Kulağını kafasına yapıştıran, kıymete bindi, zam yaptılar.
Pantolon indiren transfer patlattı.
Pezolar jüri.
Kıç, baş olmuş kardeşim...
Baş da kıç.
Sorun, adli değil.
Köküne dinamit koyuyorlar milletin.
Bu sabah cennette uyandım...
Evimiz 14. kat olduğu, yatak odamın perdeleri de genelde açık olduğu için bu sabah gerçekten bulutların üzerinde uyandım. Penceremin önündeki balkonun demirleri bile görünmüyordu. O kadar ilginç bir duygu ki. İnsan kendini sanki dünya kaybolmuş da bu oda ile birlikte boşlukta süzülüyormuş gibi hissediyor. Hani cennet karikatürleri vardır ya insanlar bulutların üzerinde keyif çatar, o hesap... Niye fotoğraf çekmedim diye hayıflanıyorum şimdi de :((
10 Ocak 2007 Çarşamba
Aklımın Almadığı Şeyler Var!...
Aklımın almadığı şey şu: Nasıl bir insan, hangi cesaretle, hangi deli ruh hali ile hiç bir tıp eğitimi almadan "ben doktorum" der, sonra da çıkıp hasta muayene eder, reçete yazar ve bunu çalıştığı yere 1,5 ay süresince çaktırmadığı gibi daha da büyük bomba "karısına" bile çaktırmaz???!!!
Hürriyet Gazetesi'nin baş sayfasındaki haber... Devamı 5.sayfada...
İkinci aklımın almadığı şey de şu: Nasıl olur da bir insan (Anavatan Partili Muzaffer Kurtulmuşoğlu) hemşireler bayan oluyorsa erkekler aynı işi yaptığında "HEMŞİR" olsun diye bir fikir beyan edebilir? Yani ciddi olarak, hani arkadaşlar arasında bir geyik olarak değil!!!!!
Hürriyet Gazetesi'nin baş sayfasındaki haber... Devamı 4.sayfada...
Üçüncü aklımın almadığı şey daha da güzel: THY uçağı bayramın 3. günü Erzurum'a uçuyor, iniş izni için kule ile bağlantıya geçmeye çalışıyor. Sürpriz! Kulede kimse yok! Aaaa... Nerede ayol bunlar? Çünkü THY bayram nedeniyle ek sefer koymuş ama kuleye haber vermemiş!!!!!!!!!! Uçak 20 dakika havada gezdikten sonra neyse ki tesadüfen inebiliyor... Yani, İETT'ciler THY'ci olunca böyle oluyor tabii... Otobüste kule mi var ayol... Gerekirse yık barikatları gir durağa!
Hürriyet Gazetesi'nin baş sayfasındaki haber... Devamı 19.sayfada...
Başka gazeteleri hiç yazmak istemiyorum. Yoksa iş güç yapamam... Onlarda daha büyük bomba haberler var...
Hürriyet Gazetesi'nin baş sayfasındaki haber... Devamı 5.sayfada...
İkinci aklımın almadığı şey de şu: Nasıl olur da bir insan (Anavatan Partili Muzaffer Kurtulmuşoğlu) hemşireler bayan oluyorsa erkekler aynı işi yaptığında "HEMŞİR" olsun diye bir fikir beyan edebilir? Yani ciddi olarak, hani arkadaşlar arasında bir geyik olarak değil!!!!!
Hürriyet Gazetesi'nin baş sayfasındaki haber... Devamı 4.sayfada...
Üçüncü aklımın almadığı şey daha da güzel: THY uçağı bayramın 3. günü Erzurum'a uçuyor, iniş izni için kule ile bağlantıya geçmeye çalışıyor. Sürpriz! Kulede kimse yok! Aaaa... Nerede ayol bunlar? Çünkü THY bayram nedeniyle ek sefer koymuş ama kuleye haber vermemiş!!!!!!!!!! Uçak 20 dakika havada gezdikten sonra neyse ki tesadüfen inebiliyor... Yani, İETT'ciler THY'ci olunca böyle oluyor tabii... Otobüste kule mi var ayol... Gerekirse yık barikatları gir durağa!
Hürriyet Gazetesi'nin baş sayfasındaki haber... Devamı 19.sayfada...
Başka gazeteleri hiç yazmak istemiyorum. Yoksa iş güç yapamam... Onlarda daha büyük bomba haberler var...
9 Ocak 2007 Salı
Günün Yemeği - 2
Günün ortasında salata ye, akşam da maaşallah! Kentucky Fried Chicken. Vallahi ne diyeyim, kendimi takdir ediyorum... Arkadaşım HG'nin ofisine geldim. HG'nin bir prodüksiyon şirketi var. Mood Production. www.moodproduction.com. Sağolsun beni de kendi cüssesinde zannetmiş olmalı ki 4 kişilik tavuk söylemiş. Şu anda midemde bir bütün tavuğu çiğ olarak yutmuşum gibi bir duygu var. Üstelik bu alet Q klavye, pek fena. Dakikada 10 kelime hızla yazabiliyorum... :) Bu arada HG şu anda AK'nın notebook'unu tahtalı köye havale etti. Makine sürekli disk hatası veriyor. HG, şu anda onu 652. kere yeniden başlatmakla meşgul. Böyle sakin bir akşam yaşıyorum işte... Birazdan ev yoluna koyulacağız inşallah...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
