
Sıradan bir kadının yaşamı, gitiği yerler, günlük düşünceleri, hayata bakışı, rahatsız oldukları, mutlu oldukları, çevresindeki insanlar, merak ettikleri, ilgilendikleri vs. vs. vs.
3 Haziran 2010 Perşembe
23 Mayıs 2010 Pazar
Muhteşem Güller...
Canım güzel teyzem DK dün bana gelmişti. Bahçesinden toplayıp getirdiği çeşit çeşit güllerin kokusu evimizin salonundan evin içine doğru yayılmakta dünden beri. Ne yazık ki fotoğraf makinem bozulduğundan ancak cep telefonumla bu fotoğrafı çekebildim. Tam olarak bu muhteşem güzelliği yansıtamıyorum ama umarım birazcık fikir verebiliyorumdur. Hayatımda ilk kez hiç bilmediğim gül kokuları duydum. Gerçekten. Parfüm gibi. İnanılmaz.
Yine, bir kez daha şükrettim bu güzellikler için...
8 Mayıs 2010 Cumartesi
Anneler Günü'ne dair bir iki şey...
Yaşı ilerledikçe duygusallaşıyor insan derler ya aslında ben katılaşıyorum. Eskiden yerli yersiz daha çok ağlardım. Hala öyleyim, hala komedi filmlerinde dahi ağlıyorum ama yine de eskisi kadar değil. Hayır demeyi öğreniyorum. Gerektiğinde "kötü" olabilmeyi. Gereksiz özverinin karşı tarafa yük yüklemekten başka işe yaramadığını...
Ama bir istisna var ki annem. Gün geçtikçe daha fazla görüyorum onu, daha fazla anlıyorum, daha çok empati kurabiliyorum kendisi ile. Eskiden onu eleştirdiğim şeylerin ne kadar haksız olduğunu, onun ne kadar güçlü, dirayetli, ne kadar kendiyle barışık olduğunu görüyorum. İşin en komik tarafı ise onu suçladığım şeylerin hepsinin aslında bende olduğunu, onunla hiç ilgili olmadığını görüyorum...
Yaşamımdaki en büyük şansım olan anneme bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Varlığı için, olduğu kişi olduğu için, benim olduğum kişi olmamdaki katkıları için. Yaşam umarım onu benden hiç almaz, hep yanımda olur, en yaşlı halimizde bile şimdiki gibi oturup gazete okuyup, tv'da bir şeylere bakıp, kahve ve likör içip muhabbet edebilir, birlikte vapura, arabaya binebilir, Bebek Kahve'ye gidebiliriz.
Ben aslında kadınlar açısından çok çok şanslıyım. Yaşamımda büyük iz bırakan kadınlar oldu, halen de varlar. Annem gibi dediğim insanlar, annem kadar sevdiğim insanlar... Yaşamımın ilk yıllarının en önemli kişisi büyük babaannem, büyük aşkım anneannem, elbette annem, yaşam boyu sırdaşım teyzem DK, öz teyzem olmayan ama bir o kadar öz teyzem olan SU, emektarımız canımın içi Ayşe Ablam, hangi birini sayayım? Annemin arkadaşlarından bazen bir insanın annesinden görmeyeceği iyilikler gördüm, kendi teyzelerimin sevgisi, arkadaşlarımın başımı yasladığım omuzları bazen öyle değerli, öyle güzel geldi ki...
Yarın anne olan, kadın olan herkesin anneler günü kutlu olsun. Her ne kadar geyik olsa da, ticari boyutu ile hepimizi illet etse de ben özel günleri seviyorum...
Annem, anneciğim herşey için sonsuz teşekkürler... Hakkını ödemek elbette mümkün değil ama umarım biraz olsun seni mutlu etmeye başarabilecek kadar uzun olur yaşamım... Seni seviyorum.
Ama bir istisna var ki annem. Gün geçtikçe daha fazla görüyorum onu, daha fazla anlıyorum, daha çok empati kurabiliyorum kendisi ile. Eskiden onu eleştirdiğim şeylerin ne kadar haksız olduğunu, onun ne kadar güçlü, dirayetli, ne kadar kendiyle barışık olduğunu görüyorum. İşin en komik tarafı ise onu suçladığım şeylerin hepsinin aslında bende olduğunu, onunla hiç ilgili olmadığını görüyorum...
Yaşamımdaki en büyük şansım olan anneme bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Varlığı için, olduğu kişi olduğu için, benim olduğum kişi olmamdaki katkıları için. Yaşam umarım onu benden hiç almaz, hep yanımda olur, en yaşlı halimizde bile şimdiki gibi oturup gazete okuyup, tv'da bir şeylere bakıp, kahve ve likör içip muhabbet edebilir, birlikte vapura, arabaya binebilir, Bebek Kahve'ye gidebiliriz.
Ben aslında kadınlar açısından çok çok şanslıyım. Yaşamımda büyük iz bırakan kadınlar oldu, halen de varlar. Annem gibi dediğim insanlar, annem kadar sevdiğim insanlar... Yaşamımın ilk yıllarının en önemli kişisi büyük babaannem, büyük aşkım anneannem, elbette annem, yaşam boyu sırdaşım teyzem DK, öz teyzem olmayan ama bir o kadar öz teyzem olan SU, emektarımız canımın içi Ayşe Ablam, hangi birini sayayım? Annemin arkadaşlarından bazen bir insanın annesinden görmeyeceği iyilikler gördüm, kendi teyzelerimin sevgisi, arkadaşlarımın başımı yasladığım omuzları bazen öyle değerli, öyle güzel geldi ki...
Yarın anne olan, kadın olan herkesin anneler günü kutlu olsun. Her ne kadar geyik olsa da, ticari boyutu ile hepimizi illet etse de ben özel günleri seviyorum...
Annem, anneciğim herşey için sonsuz teşekkürler... Hakkını ödemek elbette mümkün değil ama umarım biraz olsun seni mutlu etmeye başarabilecek kadar uzun olur yaşamım... Seni seviyorum.
5 Mayıs 2010 Çarşamba
Yaşasın 5 ay taksit erteleme vaar!
İkea geldi ve hayatımızı değiştirdi.
Keşke gelse, geliyormuş, ha geldi ha gelecek dedik. Geldi ve gerçekten hayatımızı değiştirdi.
Aradan da 5 yıl geçmiş bile.
Hep birlikte Ikea kataloğu inceleyip "aay ne kadaar güzeeelll!" demek sosyal aktivitelerimizin önemli bir parçası haline gelmedi mi? Yakında Kuzey Avrupalı'lar gibi haftasonu mabedi olmazsa şaşmayalım... Herkesin arabasının arkasında mini boy bir çekici, bu hafta Ikea'dan ne alsak aktivitesi...
Keşke gelse, geliyormuş, ha geldi ha gelecek dedik. Geldi ve gerçekten hayatımızı değiştirdi.
Aradan da 5 yıl geçmiş bile.
Hep birlikte Ikea kataloğu inceleyip "aay ne kadaar güzeeelll!" demek sosyal aktivitelerimizin önemli bir parçası haline gelmedi mi? Yakında Kuzey Avrupalı'lar gibi haftasonu mabedi olmazsa şaşmayalım... Herkesin arabasının arkasında mini boy bir çekici, bu hafta Ikea'dan ne alsak aktivitesi...
Yalan mı?
Neyse bu kadar lafın üzerine Ikea'nın 5. yılı olduğunu hatırlatayım, özel kampanyalar var, indirimler fırsatlar, hatta Axess kartınız varsa "5 ay" erteleme yapıyorlarmış!!!. Ne güzel değil mi?
Bana kalsa köleliğinizi 5 ay daha uzatma aktivitesi.
Bence, taksitli alışveriş bitirdiğimizde insanlığımızı yeniden keşfetmeye başlayacağız! Özgür olacağız...
Bankalardan artık hiç hoşlanmıyorum. Uzun süren kriz, maaş alamama ve işsizlik dönemimde yıllardır binlerce para kazandırdığım, bütün ödemelerimi erken erken yaptığım bankaların beni bir an evvel haciz konumuna getirebilmek ve psikolojik olarak çökertebilmek için ne kadar çaba gösterdiklerini gördüm ve onları reddediyorum artık.
İlk fırsatta tüm kredileri, kredi kartlarını kapatıp bankasız bir hayat yaşamak ilk hedefim. Amin!
Bütün bunlar beni Ikea'ya gidip 5 ay ertelemeli alışveriş yapmaktan engelleyecek mi peki? Sanmıyorum... Halen o kadar olgunlaşmadım sanırım. Bir dahaki sefere inşallah. :)
Bütün bunlar beni Ikea'ya gidip 5 ay ertelemeli alışveriş yapmaktan engelleyecek mi peki? Sanmıyorum... Halen o kadar olgunlaşmadım sanırım. Bir dahaki sefere inşallah. :)
26 Nisan 2010 Pazartesi
22 Nisan 2010 Perşembe
Fest Turizm
Annem, malum, gezgindir. Hep de Fest Turizm'le gezer, artık bir grup olmuşlar, dünyanın en ücra köşelerine birlikte gidiyorlar, özellikle de Faruk Pekin'in peşinde, böyle ördek yavruları gibi.
Ben de, Fest Turizm'le kısıtlı tecrübemden son derece memnun kaldığımdan ve saygı duyduğum tek turizm şirketi olduğundan burada programın linkini yayınlayayım dedim, olur ya görmeyen vardır, ilginizi çeker.
http://www.festtravel.com/tr/sonprogram.asp
İyi yolculuklar. :))
Ben de, Fest Turizm'le kısıtlı tecrübemden son derece memnun kaldığımdan ve saygı duyduğum tek turizm şirketi olduğundan burada programın linkini yayınlayayım dedim, olur ya görmeyen vardır, ilginizi çeker.
http://www.festtravel.com/tr/sonprogram.asp
İyi yolculuklar. :))
21 Nisan 2010 Çarşamba
Akıl ile zeka arasındaki fark...
|
18 Nisan 2010 Pazar
Esse'yi Seviyorum!
Esse'ye bayılıyorum. Gazetelere verdiği kılıf ilanlara (cover için kılıf en uygun geldi bana, başka fikri olan var mı acaba?), ilanlarına, mağazalarına ve tabii ki ürün gamına gerçekten bayılıyorum. Esse'ye baktıkça bütün mutfak eşyalarımı yenilemek için derin bir istek duyuyorum...
Bugün yine Kelebek ile ön kapak ve ön kapak içi kılıf girmişlerdi. Burada Essenso'nun Provence Dökme Demir Tencerelerine, bakır cezvelere ve bakır çaydanlıklara, minik kahvaltı servisliklerine bayıldım. Arka sayfada ise hayallerimdeki tost makinesi var, fiyatı da 149 TL. Uygun sayılabilecek bir fiyat. İlk fırsatta almak istiyorum inşallah.
Bugün yine Kelebek ile ön kapak ve ön kapak içi kılıf girmişlerdi. Burada Essenso'nun Provence Dökme Demir Tencerelerine, bakır cezvelere ve bakır çaydanlıklara, minik kahvaltı servisliklerine bayıldım. Arka sayfada ise hayallerimdeki tost makinesi var, fiyatı da 149 TL. Uygun sayılabilecek bir fiyat. İlk fırsatta almak istiyorum inşallah.
Alzheimer Korkusu
Yıllar önce, anneannemin evde bakımı ile baş edemeyince (büyük suçluluk duyguları ile kıvranarak) onu yatırdığımız bakımevinde Alzheimer gerçeği ile karşı karşıya gelmiştim... Öğretmen, avukat gibi meslek sahibi nice kadının dünya ile bağlantısını kopardığına tanık olmak içimi fena halde acıtmış, bayağı da korkutmuştu doğrusu. Annem ise her zamanki rasyonel, tedbirli hali ile bu hastalıktan korunmanın yollarını araştırmış, sıkı bir şekilde de uygulamaya girişmiştir. Bu bağlamda annemi sürekli bulmaca çözerken, dişlerini ters eli ile fırçalarken, evine başka başka yollardan giderken, sol eli ile yazı yazarken görebiliyoruz. :)
Bugün eniştem MG'den gelen bir mailde de Alzheimer ile mücadele etmenin güzel bir yolu tavsiye ediliyordu, ben de fırsat bu fırsat bunu paylaşayım istedim. Bu meşhur doktor Mehmet Öz'ün tavsiyelerinden biriymiş. Şöyle ki:
Mümkünse, her sabah veya akşam, günde bir kez olabilir, sert bir zemin üzerinde, çıplak ayakla, sağ ve sol ayak üzerinde, GÖZLERİNİZ KESİN TAM KAPALI her iki kolunuz yanlara T şeklinde açık, yaklaşık 30 sn.'de 100'e kadar, tek ayak üzerinden "sesli" sayarak DENGE'de durma eğitimine vücudunuzu ve beyninizi mutlaka ACİL alıştırınız. İlk bir hafta sayamamanız çok normal. İlk bir haftadan sonra, 100'e kadar sayarak bu eğitime vücudunuzu alıştırırsanız, ileride kesinlikle Alzheimer konusunda sorun yaşamazsınız.
diyor kendisi...
Alzheimer inanılmaz ilginç bir hastalık. Benim referans kitaplarımdan olan Louis L. Hay'in "Düşünce Gücüyle Tedavi"'de Alzheimer'in nedenleri olarak "yaşamı terketme arzusu", "hayatı olduğu gibi kabul edememek/kabul etmeyi reddetmek", "çaresizlik ve yetersizlik", "yoğun öfke" gösteriliyor. Aslında (bana göre) çoğu hastalık gibi Alzheimer da geçmişimizde yaşadıklarımızla başa çıkamayıp geleceğin de benzer olacağından ve böylece elimizde heba olmuş bir yaşamla ölüp gidecek olma fikrinden doğan korku ile ortaya çıkıyor. Bana kalırsa bunun en yoğun yaşandığı ve bilinçaltında şalteri tamamen kapatmanın daha kolay görüldüğü, kişinin kendini tamamen korumaya aldığı bir yaşam durumu.
Bu durumda yaşamın lineer bir akış içinde ilerlemediğini, her günün yeni bir gün, her anın yeni bir an olduğunu, geçmişte olan olumsuz deneyimlerin bu "an" için, dolayısı ile gelecek için referans olamayacağını kabul etmekle işe başlamalıyız. Güvensizlik, korku, bağışlayamama, içerleme, öfke gibi olumsuz duygular o kadar güçlüdür ki, bunlarla savaşıp yoketmek için en az onlar kadar güçlü olmak, bu duygular, düşünceler bastırdığında aklımızdan kovmak için sabırlı ve kararlı olmak gerek diyorum.
Geçmiş defterleri kapattığımızda elimizdeki yepyeni bembeyaz sayfaları ile tertemiz defterimizi açabiliriz artık. O zaman da Alzheimer, kanser, ülser vs. vs. zaten uzak olacaktır bedenimizden...
İyi Pazarlar herkese...
Bugün eniştem MG'den gelen bir mailde de Alzheimer ile mücadele etmenin güzel bir yolu tavsiye ediliyordu, ben de fırsat bu fırsat bunu paylaşayım istedim. Bu meşhur doktor Mehmet Öz'ün tavsiyelerinden biriymiş. Şöyle ki:
Mümkünse, her sabah veya akşam, günde bir kez olabilir, sert bir zemin üzerinde, çıplak ayakla, sağ ve sol ayak üzerinde, GÖZLERİNİZ KESİN TAM KAPALI her iki kolunuz yanlara T şeklinde açık, yaklaşık 30 sn.'de 100'e kadar, tek ayak üzerinden "sesli" sayarak DENGE'de durma eğitimine vücudunuzu ve beyninizi mutlaka ACİL alıştırınız. İlk bir hafta sayamamanız çok normal. İlk bir haftadan sonra, 100'e kadar sayarak bu eğitime vücudunuzu alıştırırsanız, ileride kesinlikle Alzheimer konusunda sorun yaşamazsınız.
diyor kendisi...
Alzheimer inanılmaz ilginç bir hastalık. Benim referans kitaplarımdan olan Louis L. Hay'in "Düşünce Gücüyle Tedavi"'de Alzheimer'in nedenleri olarak "yaşamı terketme arzusu", "hayatı olduğu gibi kabul edememek/kabul etmeyi reddetmek", "çaresizlik ve yetersizlik", "yoğun öfke" gösteriliyor. Aslında (bana göre) çoğu hastalık gibi Alzheimer da geçmişimizde yaşadıklarımızla başa çıkamayıp geleceğin de benzer olacağından ve böylece elimizde heba olmuş bir yaşamla ölüp gidecek olma fikrinden doğan korku ile ortaya çıkıyor. Bana kalırsa bunun en yoğun yaşandığı ve bilinçaltında şalteri tamamen kapatmanın daha kolay görüldüğü, kişinin kendini tamamen korumaya aldığı bir yaşam durumu.
Bu durumda yaşamın lineer bir akış içinde ilerlemediğini, her günün yeni bir gün, her anın yeni bir an olduğunu, geçmişte olan olumsuz deneyimlerin bu "an" için, dolayısı ile gelecek için referans olamayacağını kabul etmekle işe başlamalıyız. Güvensizlik, korku, bağışlayamama, içerleme, öfke gibi olumsuz duygular o kadar güçlüdür ki, bunlarla savaşıp yoketmek için en az onlar kadar güçlü olmak, bu duygular, düşünceler bastırdığında aklımızdan kovmak için sabırlı ve kararlı olmak gerek diyorum.
Geçmiş defterleri kapattığımızda elimizdeki yepyeni bembeyaz sayfaları ile tertemiz defterimizi açabiliriz artık. O zaman da Alzheimer, kanser, ülser vs. vs. zaten uzak olacaktır bedenimizden...
İyi Pazarlar herkese...
14 Nisan 2010 Çarşamba
"Ignorance is Bliss" (Aaaahhh! Ahh!)
Dunning-Kruger Sendromu
Televizyon izlerken birilerine bakıp da "Yahu bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldu mu hiç?
Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı? Onlara bakıp "Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?
Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:
"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."
Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
· Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
· Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
· Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Bitmedi...
Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...
Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “en alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:
“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.
Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler...Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar..."
Ne olur fazla mütevazı olmayın!...
"Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...
Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı".
Gönlümün Nobel"ini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:
“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”
(gruptan, adsız)
13 Nisan 2010 Salı
Bugün Orhan Veli'nin doğum günü...
Orhan Veli. Gençliğimde en etkilendiğim şairlerden biri. Annemin, içinde sevdiği şiirleri o güzel yazısı ile kaydettiği ve benim sık sık karıştırdığım defterindeki en değer verdiğim şairlerden biriydi. Onun hüznü, benim o zamanki melankolik ruh halime ne kadar uyuyordu tanrım...
Bugünü onu anmadan geçmek ayıp olurdu dedim ve bu sabah yaşadığım duygulara uygun bu şiirini paylaşmak istedim...
Bugünü onu anmadan geçmek ayıp olurdu dedim ve bu sabah yaşadığım duygulara uygun bu şiirini paylaşmak istedim...
Baharın İlk Sabahları
Tüyden hafif olurum böyle sabahlar
Karsı damda bir güneş parçası,
İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;
..........
..........
Orhan Veli Kanık
9 Nisan 2010 Cuma
Yıllar amma da geçmiş...
Sunum için çeşitli zaman çizelgesi (time-line için iyi mi acaba bu şekilde söyleyiş?) formatlarına bakıyordum, bunu buldum... Ne çabuk geçmiş o kadar zaman. Bende buradaki telefonlardan 4 tanesi vardı... Hala da (yanılmıyorsam) 6670 kullanıyorum. Telefonum 5 yıllık falan. Ama ahdettim i-phone alana kadar yenisini almayacağım. Haydi en kötü Nokia E-72 olsun. :)
8 Nisan 2010 Perşembe
"There is still hope"
Yüzüklerin Efendisi "İki Kule'de, Arwen'in neredeyse fısıldayarak söylediği ve insanın içini cızlatan ve canım çok fena sıkıldığında aklıma gelen cümle. "Hala umut var", "Benim hala umudum var", "Daha bitmedi, dur bakalım" falan gibi farklı şekillerde çevirilebilecek ama Türkçe'me olan bütün aşkıma rağmen bu şekilde İngilizce ve fısıldanarak söylenince etkisi daha bir başka olan cümle de diyebiliriz!
Günün ayakkabısı...

Buna alışabilirim. :)
Şuna bakar mısınız? Bu kadar güzel bir ayakkabı olabilir mi?
Bu model Cesare Paciotti'nin 2010 İlkbahar-Yaz Koleksiyonu'ndan bir parça. Aslında Paciotti'nin efsane bir spor modeli var, benim de sahip olduğum tek Paciotti o şimdiye kadar ama böyle topuklu modelleri de çok güzel, zaten hepsi de tüm dünyada taklit edilen modeller. Yani Paciotti de ayakkabı modasının modellerini çizen markalardan diyebiliriz.
7 Nisan 2010 Çarşamba
İşte bunu istiyorum...
Ağla ağla nereye kadar?..
İlginç bir huyum var, komedi filmlerinde bile ağlayabilirim. Örneğin Çöpçüler Kralı'nda kayınpederin Apti'yi elinde çiçek ve lokumla kapıda bekletip bekletip sonra kovmasına birçokları güler ama ben bir güzel ağlarım ya da Gülen Gözler'de Vecihi'nin kovulmasına ya da Hababam Sınıfı'nda Kel Mahmut'un kalp krizi geçirmesine, ne bileyim böyle şeylere işte. Reklam filmlerine bile ağlamayı başarabilen ben, bu son Anadolu Sigorta reklam filmine her seyrettiğimde ama her seyrettiğimde ağlıyorum. Tüm ekibine helal olsun, fikir de, prodüksiyon da süper...
6 Nisan 2010 Salı
Günün ayakkabısı...

Şu, aşağıdaki mor ayakkabıya bakınca hergün bir ayakkabı fotoğrafı koyasım geldi. :) Arşivime koyduğum bir çok ayakkabı fotoğrafı arasından yine bu moru seçtim ya, inanamıyorum. Bu mor hastalığı ne olacak bakalım? Gören de beni gerçekten çok frapan giyinen, bir de hergün mor giyen biri sanacak! :)
Not: bu da Jimmy Choo'nun 2010 İlkbahar Yaz modellerinden biri. Haksızlık etmeyeyim. Marka ile ilgili yazı yazıp ayakkabı modellerinden birinin fotoğrafını koymamışım, fotoğrafını koyduğum yazıya da markayı yazmamışım. :) Allah bana akıl fikir versin, ne diyeyim?
http://breathingearth.net/
30 Mart 2010 Salı
Communique
Benim Cenajans/Grey'den iki arkadaşım; Pınar Özdemir Hotiç ve Aslı Keçeci Tamer yeni bir ajans kurmuş. Ajansın adı da Communique. Daha önce TBWA'de çalışıyorlardı. Pınar TBWA Fusion'ın başındaydı. Aslı da TBWA'de Müşteri Direktörü'ydü. Ajansı, 2019 New Media ile birleşerek kurmuşlar ve interaktif alanda da faaliyet göstereceklermiş. Yolları açık olsun, iyi işler yapacaklarından eminim...
26 Mart 2010 Cuma
Jimmy Choo

Son dönemde bir ayakkabı markası için marka stratejisi hazırladım. Yaşantımda bir işe bu kadar şevkle, bu kadar istekle, severek çalıştığım çok çok ender olmuştur sanırım.
Ne diyeyim yani, ayakkabı gerçekten büyüleyici bir obje. Bir ara ayakkabılara verdiğim paranın kazandığım paranın önemli bir bölümü olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Artık, elbette, bu denge değişti ama hala aynı potansiyele sahip olduğumu da itiraf etmeliyim.
Sunuma Marilyn Monroe'nun bir sözü ile başlamıştım: Give a girl the right shoes, she can conquer the world. Ben bu cümleyi şöyle çevirdim: Ayağında doğru ayakkabı olan kadın, dünyayı bile fetheder! Çok doğru değil mi?..
Internet çıktı, insanın kendine işkence edebileceği alanlar da otomatik olarak arttık. Bir çok ayakkabı markasının bültenlerine üyeyim. En beklenmedik zamanlarda en etkileyici modelleri yollayıp insanın sinirlerini bozuyorlar. Bunların arasında en önde gelen de Jimmy Choo. Zaten neredeyse her sezon modelleri bilgisayarımdaki "güzel şeyler" klasörümde bayağı bir yer kaplayan marka, arada da nokta vuruşları ile kafama kafama vuruyor, "gel beni aaalll", "gel beni aaalllll" diye. :)
Kendine işkence etmek isteyenlere tavsiye ederim. www.jimmychoo.com
not: bu arada yukarıdaki görselin jimmy choo ile ilgisi yok. o, sunumda kullandığım, yanılmıyorsam Yves Saint Laurent'a (ya da Chanel miydi?) ait bir görsel. Ama gerçekten çok çok güzel değil mi?...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







