21 Ekim 2008 Salı

Zaman geçip gidiyor...

Bu aralar zaman hızlandı mı ne? Anneanneciğim derdi ki hep, "30'dan sonra koşar, 40'dan sonra uçar". Sonrası ne olur, artık Allah kerim. :)

Hergün günlüğe yazmadığıma şaşarak ve zamanın kontrol edilemez ritmine kendimi kaptırmış bir halde uçuyorum ben de. 23 Ağustos'tu yeni evimize taşındığımızda. İlk 3 hafta soluksuz ev yerleştirmekle geçti. Taşınmadan önce bütün evi detayları ile ölçüp, Microsoft Visio'da amatör mimar ruhumla planlar çıkartmış, eşyaları uygun gördüğümüz yerlere pıt pıt yerleştirmiştim ama merdiven boşluğunun tepesini ölçmek hiç aklıma gelmediğinden belli bir uzunluğun üzerindeki hiç bir şey çatı katına çıkamadı (anneciğimin aldığı devasa çamaşır makinesi ise allahın yardımı ile ancak geçti bu aralıktan). Böylece özenle yaptığım planlar alt üst oldu, kütüphane alt kattaki arka odaya, çalışma odasının kanepesi yine oraya, gardrop oturma odasına sıkıştı. Çatı katı ise bomboş, huzur dolu bir mekan oldu, aslında bir bakıma iyi bile oldu. Sonuçta 1 haftasonunu ve akşamlarımı binlerce hurç içindeki giysi, yorgan, yastık, yatak takımı, masa örtüsü, mutfak eşyasını, diğer 1 haftasonunu ve akşamlarımı taşımacılardan bol küfür yediğim koli koli kitabı, son haftayı ise genel olarak kalan herşeyi yerleştirmeye ayırıp ancak Eylül ortası adam gibi "hah! yerleştik galiba" diyebildim. Bu arada CC ise elektrikçi, kombici, doğalgazcı, tesisatçı, temizlikçi, İSKİ, İGDAŞ, AYEDAŞ, TELEKOM vs. vs., yok efendim havalandırma kapağı, zırta pırta uyan vidalar, şuraya buraya çekilecek hatlar gibi işlerle uğraşırken çıldırma sınırlarına geldi ama neyse artık hepsi bitti. En güzel hikayemiz Digiturk'le ama onu da (söz veriyorum) ayrı bir yazıda yazacağım...

Yeni evimize çabuk alıştık. Sanki yıllardır burada oturuyormuşuz gibiyiz halbuki daha evleneli bile ancak 8 ay ve (bugün itibari ile) 1 hafta olmuş. Eski evimize yapılan (ve yine CC'yi çıldırtan) ufak tefek tamiratlardan sonra o zavallıcık da kendini kucaklayacak bir kiracı bekliyor şu aralar. Yeni evimizin harika bir terası var, dolunay olduğundan bol bol EE'nin kulaklarını çınlatıyorum, hatta geçen gece tepemizde Levis'ın Moon Bathing reklam filminde olduğu gibi projektörmüşcesine bizi aydınlatan mehtaba şaşkın şaşkın baktık, bakakaldık CC ile. Bu kadar aydınlık ve bize yakın olması büyüleyiciydi. Teras güzel şey vesselam, darısı herkesi başına.

Bizim evin bizi tavlamasında önemli etkenlerden biri olan; benim "garaj" CC'nin ise "ardiye" dediği yer tam terasımızın yanında, çatı arasında. Teras'dan bir kapı ile giriliyor ve sonsuza kadar gidip evin çevresini dolaşıyor bu mekan. Burası aslında tam çocuklara göre, keşfedilecek binlerce ıvır zıvır orada duruyor. Biz ise, eve ilk taşındığımızda dur şurayı bir keşfedelim diyorduk, girdik, gittik gittik, gerçekten çok gittik, baktık, yan dairenin ardiyesinin kapısına geldik!!! Hani demem o ki, komşularımız o anda tesadüfen kendi ardiyelerinin kapısını açmış olsa karşılarında hırsız gibi bizi bulacaktı. Bu duruma hala şaşırıyorum, araya bir duvar yaptıracağız bakalım bir ara ama ne zaman, komik bir durum doğrusu.

Bu kez internet bağlantısını Telcom'dan aldık. Hizmetleri rezalet, kusura bakmasınlar ama hiç tavsiye etmiyorum. Allah için şimdi düzgün çalışıyor ama başta bizi çok sıktılar. Doğru dürüst bir müşteri hizmetleri yok, sorunları ayrı ayrı kişilere bin kere anlat, kimse anlamıyor, birbirlerinden de haberleri yok. İşin en sıkıcı tarafı ben Superonline'dan internet bağlantısı alıyorum sandım, Telcom çıktı. Yani biraz kandırmaca da var, bu da Superonline'a hiç yakışmadı.

Aaa, bu kadar anlatmışken psikopat komşumuzdan bahsetmezsem ayıp olur. Taşınırken eşya taşımayacağımıza söz verdiğimiz halde, asansörü kapatıp bizi sürekli 4 kat inip çıkmaya mahkum eden, sonra apartmanın önüne yola araba park ettiğimiz için eleştiren (hatta "sokak lambasının altına park edeceğim, çok hırsızlık var, arabanızı çekin oradan" bile diyebilecek kadar!!!) bu zat, anladığım kadarı ile biraz Bizimkiler dizisinin yöneticisi Sabri Bey gibi birisi. Asansörü de sürekli kendi oturduğu katta tutmak gibi obsesif bir yanı var. Allah ıslah etsin, CC onu tepelemeden kendine gelsin diye sürekli dua etmek zorunda kalıyorum, bakalım sonumuz ne olacak?

Yeni evimize taşındığımızdan beri neredeyse son haftaya kadar sürekli eve bir şeyler taşıyoruz, artık insanların dikkatini çekiyor, manyak olduğumuzu düşünüyor olabilirler, hatta karşımızdaki nalbur "abi sizin ne çok eşyanız varmış yav" demiş CC'ye de "hiç şaşırmadım" dedim ben de, zaten taşınırken de 2 tır eşya ile geldik. 2 ev birleştirmek zor şeymiş vesselam...

Ajansta da bunalmış durumdayız. Bizim ekipten 2 kişi ayrıldı, ben ekibimin odasına taşındım, onların yanında olmak çok güzel. MM ve PT ile yarı neşe, yarı stres idare ediyoruz, artan iş yükümüzü birlikte daha bir rahat taşıyoruz. Arnavutluk, Denizli seyahatleri gırla gidiyor. Anlatacak çok şey var, iş çok zaman az ama bu artık verdiğim araya iyi bir başlangıç oldu, bundan sonra durmam sanırım.

En kısa zamanda bir Mamma Mia yazayım bari de son zamanlarda yaşadığımız bu kadar sorun içinde neşemizi bulalım. :)

Hiç yorum yok: