23 Ağustos 2007 Perşembe

"Mutluyum" diyen olsa kafamı kıracağım 2...

Herkes mutsuz. Hepimiz mutsuzuz. Zengini, fakiri, güzeli, çirkini, genci, yaşlısı. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre; teknolojik gelişmelerle gittikçe daha modern bir yaşama kavuşan insanlar 20 yıl öncesine göre çok daha mutsuzmuş. Ne kadar doğru. 20 yıl önce ne kadar da mutluymuşuz. Neşemiz yerindeymiş.

Oysa ihtilalin ilk yıllarıydı. Çok mutsuz olmamız gerekiyordu. Evdeki bazı kitapları gizli yerlere sakladığımız, aileden birilerinin ölümünün taze, uzak akraba bile olsa tanıdık birilerinin mutlaka hapiste olduğu yıllardı. Ülkenin geleceği belirsiz, herşey aşırı derecede durgundu. Yanılmıyorsam Dallas krizini yeni geçirmiştik. Televizyonda 2. kanal bile başlamamıştı. Videoları olmuştu bazılarımızın. Deli gibi videolar kiralayıp sabahlara kadar seyredip mor gözlerle dolaşıyorduk. Hala adalara gidip denize girebiliyor, hala evde mantı yapıyor, hala elde kazak örüyor, hala soba yakıyor, hala arada sırada hamama gidiyorduk. Mektup yazıyor, kart atıyorduk. Elektrikler hala kesiliyor, telefon orta sınıfa yeni bağlanıyordu. Bağlanan telefonlar da çoğunlukla 1970'li yılların başında başvurulmuş telefonlardı. Bilgisayar kişiselleşmemiş, sözcük olarak bile inanılmazlığını koruyor, bazı bankalarda hala facit makineleri kullanılıyor, cep telefonu "Uzay Yolu"ndaki acaip telsiz kol saati karışımı ütopya olarak görülüyordu. Ve biz lise günlerini, belki de yaşamımızın bir daha asla geri gelmeyecek en güzel yıllarını yaşıyor, çok aşık oluyor, çabuk unutuyorduk. Vay be, ne günlerdi. Güzel günlerdi.

İçimizde hep derin bir boşluk duygusu var. Kimi görseniz, kiminle konuşsanız tam olarak sebebini bilemediği bir nedenle mutsuz. Herşeyimiz var. Her türlü elektronik alet. 2'şer televizyon, dvd player, cep telefonları, bilgisayarlarımız, her tür mobilyamız var. En fakirimizin bile pek bir şeyden geri kalır yanı yok.

Ama içimizde derin bir boşluk. Bir eksiklik duygusu. Akşam yatınca uyuyamıyor, sabah kalkamıyoruz. İş tatmin etmiyor, sevdiğimiz biri varsa yetmiyor, para zaten hep problem. Ne oldu bize? Neşemize ne oldu? Yaz gecelerine ne oldu? Deli gibi kar yağan kışlar nereye kayboldular? Bahar çiçekleri bile bozuldu. Şimdilerde sokaklardaki fidanlara yapay çiçekler takıyorlar. Özlemden mi? Görgüsüzlükten mi? Birinin parlak bir fikri mi? Bilinmez. Tutunacak bir şeyler arıyoruz. Spor yapıyoruz. Reiki alıyoruz. Terapistlere koşuyoruz. Akupunktur, ayurveda, masajlar falan filan. Yeni bir yaşamımız var. Yeni değerlerimiz.

Hep geçmişi arıyor gözlerimiz. Çocukluğumuzu anlatırken, lise günlerini anlatırken, üniversite maceralarını konuşurken parlıyorlar sadece. Bugünden hiç birimiz mutlu değiliz. Erkekler kadınlaşırken, kadınlar erkekleşiyor. Mahalle gençleri, köşebaşı sohbetleri, bahçeler, ağaçlar, komşuluklar kayboldukça, herkes birey olmanın farkına vardıkça, duygu paylaşımları sanal ortama taşındıkça, cinsiyetler de kayboluyor adeta. Erkekler cilt bakımı yapıyor, kadınlar traş makinesi kullanıyor! Kadınlar iş hayatını daha çok önemsiyor, erkekler artık kendilerini kadınlardan sorumlu hissetmiyor. Kısacası herkes kendi hayatına bakıyor. Evlilik anlamını yitirirken, çocuklar artık boşanmalardan yara almadan kurtuluyor. Çünkü sınıflarındaki çocukların yarısından fazlası boşanmış ebeveynlere sahip. Zina yasaklansın mı yasaklanmasın mı tartışmaları sürerken evli insanların sevgililerinin olması artık doğal karşılanıyor. Herkes kendinden sorumlu. Herkes kendine hesap veriyor.

İstediğimiz buydu. Evet tam da buydu. Çalışalım, kendi paramızı kazanalım. Kimse kimseye karışmasın. Her türlü teknoloji yaşamımızı kolaylaştırsın. Kimse kimseyi yargılamasın. Güzel!Peki eksik olan ne? Fiziksel olarak herşey varken, duygularımızı mı yitiriyoruz yoksa? Nerede yanlış yaptık? Nerede hesap hatası? Hiç birimiz çözemiyoruz. Eksik ve mutsuz, tanımlanamayan iç sıkıntımızla... Gidiyoruz, geliyoruz... Gidiyoruz, geliyoruz... Gidiyoruz, geliyoruz...

2 yorum:

zeynep dedi ki...

Tüketim toplumu yaratmak için uğraşmıyor muyuz? Hele de bizler.
Reklamcı olarak her şeyin içini boşalmıyor muyuz? Başarılıyız demek ki. Yarattık yalan bir dünya içinde yaşıyoruz.

**Arda** dedi ki...

Walla sizi bilmiyorum ama ben MUTLUYUMMMM...Tabi sevgili sevgilim böyle bir yorum yapınca sanırım birkez daha düşünmem gerekiyor mutluluğu...GERÇEKTEN YALANMI ACABA??!!KANDIRILIYORMUYUM??