14 Ağustos 2007 Salı

Özlemek...

Öylesine özlemek ki...

... içinin bir yerlerinde bir şeylerin yandığını, ufak ufak seni yediğini hissetmek... Normal hayatına devam etmeye çalışırken özlemek... Yemek yemeye çalışırken, kitap okumaya çalışırken, toplantıdayken, düşünürken, yürürken, araba kullanırken hiç aklından çıkmamacasına özlemek... Neden özlediğini tam olarak anlamlandıramadan özlemek... Yağmuru görünce, güneşi görünce, bir şey okuyunca, bir şey yediğinde, bir kelime söylediğinde, aynaya bakınca, yatağa yatınca özlemek... Neyini özlediğini tam olarak bilemeden özlemek... Telefonla konuşmak, konuştuğunu fark etmeden özlemek, yazı yazmak, ne yazdığına tam olarak hakim olamadan özlemek, konuşurken, karşındakinin ne dediğine aklının yarısını ayırarak özlemek... Aramak isterken, aramaktan vazgeçerken, elin hep telefona giderken özlemek... Bakıp bakıp, yüzüne bakarken bile özlemek... Özlemekten usanarak özlemek... Yanındayken bile özlemek...

Böylesine özlemek... İçten, derinden, yürekten, beyninin tüm hücreleri ile özlemek...

Böylesine özlemek, ne kadar gerçek?

Hiç yorum yok: