10 Temmuz 2007 Salı

27 yıldır görmediğin bir insana ne diyebilirsin ki?

Aşağıdaki yazıyı 2-3 sene önce yazmıştım:

25 yıldır görmediğin bir insana ne dersin? Nasılsın (mı)? Neler yaptın bunca zaman (mı)? Beni hiç düşündün mü (mü)? Ben seni çok düşündüm (mü)? Senden nefret ettim (mi)? Seni çok merak ettim (mi)? Seni çok özledim (mi)? Yokluğunu çok hissettim (mi)? Senin yokluğun ne kadar etkiledi yaşantımı şimdi, şu an, şu yaşımda daha iyi anlıyorum (mu)?

Onu çok düşündüm. Hayal etmeye çalıştım. Yüzünü, konuşmasını, birlikte neler yaptığımızı. Aklımda kalan ne kadar da az şey var. Buna çok şaşırıyorum. Ne kadar az şey paylaşmışız. Ya da ne kadar az şey kalmış aklımda. Neden? Bilemiyorum. Belki de unutmak istediğimden. Belki de geride bırakmak istediğimden aynı onun bana yaptığı gibi. Bir kere aradım. Seneler önceydi. Telefonunu buldum. "Merhaba" dedim. Tanımadı. Kendimi tanıttım. Şaşırdı. Konuştuk biraz. Neler yaptığımı sordu bayağı bir. Sonra "sen arama beni" dedi, "ben seni ararım". Aramadı bir daha. Yeniden aramayı düşünmedim bir daha. Kalbim mi kırılmıştı? Bilmiyorum. Kırıldıysa da unuttum. Belki de tersi olacağına zaten inanmamıştım. Geride bırakmak zorundaydı. Arayamazdı. Artık kendine ait bir hayatı vardı ve ben onun bir parçası değildim. Ona yük olacağımdan korkmuştu belki de. Bilmiyorum.

Onu çok düşündüm. Aynı evde yaşasaydık yaşantım nasıl olurdu, beni kısıtlar mıydı? Bu kadar özgür olabilir miydim? Yaptığım yanlışların bazılarını yapmaz mıydım? Daha mı çok yanlış yapardım? Daha doğru mu olurdu ilişkilerim? Daha mı az olurdu sırtımızdaki yük? O yükü paylaşır mıydı bizimle, yükümüze yük mü eklerdi acaba? Aynı yerlerde oturmazdık herhalde, aynı insanlarla dost olmazdık. Kavgalı gürültülü mü olurdu evimiz acaba? Sanki bir erkeğin varlığı bir evde bana hep kavga gürültü çağrıştır nedense? Deneyim mi? Hayal mi? Tam olarak kestiremiyorum.

Onu çok düşündüm. Birlikte neler yapacağımızı. Pazar sabahları ona kahvaltı hazırlamayı. Takıldığım konularda ona fikir danışmayı. Dünyaya karşı beni koruyacak bir insan olmasını. Bunun nasıl bir şey olduğunu hiç bir zaman bilemedim. Kendi kendini korumalıydı hep insan. Birine sırtını dayamak olmazdı. Kimseye yük olunmazdı. Hep kendi ayakların üzerinde durmalıydın. Ben böyle öğrenmiştim. Birine kendini bırakmak, bir konuda tüm yükü ona atmak nasıl olur bilememiştim. Bunun için hep onu suçladım. Bu kadar güçlü olmak zorunda kalmaktan dolayı ağırlık duyduğumda suçu hep ona attım. Kolayıma geldi belki de.

Onu çok düşündüm. Kıskandım. Bana ayırmadığı zamanları kıskandım. Gülmesini, yemek yemesini, filmler seyretmesini, uyumasını, piknik yapmasını, yüzmesini, bir şeyler okumasını, şarkı söylemesini hayal edip kıskandım. Duştan yeni çıktığında ve traş olduğunda onu koklamak istedim, hiç bilmediğim halde nasıl bir duygu olduğunu. Uyurken yanına yatmak istedim, güven içinde kollarında yatmak 5 dakika bile olsa. Elimden tutup beni bir yerlere götürsün istedim, bana bir şeyler alsın. Diploma törenlerimde alkışlasın beni, gözleri gururla parlasın. Evlenirken ağlasın belki de beni kaybetmenin ve başka bir erkeğin koluna vermenin acısı ile aynen dayımın yaptığı gibi kuzenimin düğününde.

Onu çok düşündüm. Bir gün karşısına çıkmayı. "Merhaba, ben geldim" demeyi. Onsuz neleri başardığımı görmesini. Artık belki de bunları yapabilecek yaşımda görüyorum ki, geç oldu, her şey anlamını yitirdi.

Artık olsa bir şey fark eder mi? Sanmıyorum. Onsuzluğa öyle alıştım ki. Yaşantımı öylesine onsuz kurdum ki. Artık olmaması olmasından daha iyi gibi geliyor. Keşke böyle olmasaydı diyemem. Çünkü beni ben yapan en önemli şeylerden biri onsuz olmaktı. Böyle olması gerekiyordu. Böyle oldu. Kader mi demeli? Öykü böyle mi yazıldı? Bilmiyorum. Belki bir gün bir yerde karşılaşırsak sevinir miyim ya da bir gün duyarsam bu dünyadan göçtüğünü üzülür müyüm? Bir şeyler hissediyor muyum? Onu bile bilmiyorum.

25 seneyi kaçırdığın bir insanla ilgili ne bilebilirsin ki?

Oysa bu yazının üzerinden çok da zaman geçmemişti, geçen Pazar onu aradım. Ve anladım ki, onca seneye rağmen, duygularımda bir şey değişmemiş. Aslında onu hep sevmişim. Aslında zaman o kadar da önemli değilmiş. Ve bir şans, birbirimizi tanımamız ve arayı kapatmamız için bir şans hala varmış... İyi ki aramışım. İyi ki olduğum şu insan olmuşum da aramışım. :)

VD'nin dediği gibi...

çek çek kürekleri
akıntıya karşı
korkma boğulmazsın
hayata karşı

1 yorum:

nirva dedi ki...

hep derler ya iyikileriniz keşkelerinizden fazla olsun. bence seninkiler bayağı bi fazla :))))